Gaspar Han: Atsız Süvari

El- Bidaye

Ömeros’tan çeviri

I.

Vakta ki Rum iline yakın yörelerde Konstantinapol’e gaza düzenlenir,  yüce yaratanın izniyle peygamberinin övdüğü kumandan olma gayesine gazi düşen yiğitlerin kaynatılmış deri zırhlarıyla boy gösterdiği er meydanlarından cihada yürüyen oğlanların tiz gidenleri ne hal ise geri dönmezdi. Hikayet olur ki, bu Evlad-ı Etrakın çoğu birbiri ardına şehit düşer,  bir kısmı cenk izni olmadığı için çaresiz gavur ilinde dar-ül harp bilip, bir kısım Frenk kızını seve seve İslam idüp, otağ kurardı.

Rum iline cihada Evlad-ı Etrak kalmaz diye hane başı en az üç çocuk teyakkuzuna geçilmesi üzere yüce hakan buyruğu çıkacaktı ki,  bir deli oğlan vasıl oldu, geldi. Ak tolgaları başlarında beylerbeyleri ile güreşip, tüm bilekleri büktü de el öpmedi. “Ne önümde eğilsin beyler ağalar, ne aman versin gavur haspalar” diyerek narayı bastı, ak küheylanının sırtında garba uzaklaştı.

Continue reading

bir roman kahramanının doğumu

bir maymuna benziyorum diye düşündü. aynaya değen burnunu geri çekerken, kollarını biraz daha yere doğru uzatarak, dizlerini kırdı. “evet,” dedi. “bir goril olmalıymışım ben. ” yukarı kaldırdığı elleriyle göğsünü yumruklayıp böğürdü ardarda. iyice kendinden geçip odada sıçramaya başladığında, aynadaki goril silindi birden. çıplak vücudu odanın boşluğuna kaldı. utanmıyordu ya, sıkılmıştı biraz.

Continue reading

Pragmatik

Pragmatik, işaretlerin kullanımı ve işaretler ile işaretlerin kullanıcıları arasındaki ilişkiyi inceler.

ifade-siz

ifadeler, ifade edenden bağımsız düşünüldüğünde, çok başka anlamlara gidebilen yolculardır. örneğin kitap gibi bir toplu ulaştırma aracındaki ifadenin seyri okuyucunun onu indireceği durağa kadar seyreder.

Continue reading

We have just lost cabin pressure.

pek çok şeyle suçlanabilir. en çok da o vazgeçmiştir halbuki.

öyle ki, kendinden b i l e  g e ç m i ş t i r

oysa huzurlu bir uykuaya hasret gözleri hep aynı resmi çizmeye devam etmektedir.

bir biçimi değil, bir duyguyu istemektedir. o aynı kokuyu arayarak, aynı hissi teninde.

adrenalin başına düşen serotonin oranını sorgulayarak.

Continue reading

öyle ki bazen

öyle ki, bazen insan başına geleceği bilir. çekeceği mide ağrısını, sancımayı; söz yitimini.

öyle ki bazen insan yemeden içmeden kesilir. gidecek yeri olmamasını, başka hiçbir yere sığınamayacağını, artık hiç huzur bulamayacağını.

Continue reading

“here i rule!”

poem on table

go board

hayatın umarsız, sahte, anlamsız gerçekliği içinde bir yer edinmeyi inatla reddeden birey için bir simülasyon oluşturmak gerekiyor. ya da modern zamanın en güzel tanımlarından birini yapıyor bu noktada marx efendi: afyonlamak… toplumların afyonları, kişilerin afyonları…

zihnin içinde bir başka hayat biçimi oluşturmak. o gerçeklikte yer edinmek. role play ya da strateji oyunları oynamak, içki içmek, sevişmek, hayal kurmak, yemek… mutlu bir dünyanın gözlerden ırak limanlarına sığınmak yani. o dünyanın gerçekliği üzerinden kurgulamak, kurgulanmak.

Continue reading

çürük

Davut demişti ki*, “Çürümek ya da daha doğrusu çürük olmak nedir bilmiyoruz”

ben de diyorum ki, doğduğumuz gün çürümeye başlıyoruz. davut’un bahsettiği gibi gözle görülür değil tabi. hani dünyaya geldiğimizde küçük beynimize yüklenenlerden yola çıkarak…

yani 0 (yazıyla sıfır) ile başlayıp, hayatta kazanacağımız puan ve ek bonuslarla yüze tamamlayamıyoruz kendimizi. 100 (yazıyla 100) puan veriliyor elimize, biz de ordan yiyoruz. belki eksilenleri kapatabilmek için bazı bonuslar var.

Continue reading