Gaspar Han: Atsız Süvari

El- Bidaye

I.

O vakit ki Rum iline yakın yörelerde Konstantinapol’e gaza düzenlenir,  yüce yaratanın izniyle peygamberinin övdüğü kumandan olma gayesine gazi düşen yiğitlerin kaynatılmış deri zırhlarıyla boy gösterdiği er meydanlarından cihada yürüyen oğlanların hızlı gidenleri ne hal ise geri dönmezdi. Söylentiye göre bu evlad-ı etrağın çoğu birbiri ardına şehit düşer,  bir kısmı çatışma izni olmadığı için çaresiz gavur ilinde dar-ül harp bilip, bir kısım Frenk kızını seve seve islam idüp, otağ kurardı.

Rum iline cihada evlad-ı etrak kalmaz diye hane başı en az üç çocuk teyakkuzuna geçilmesi üzere yüce hakan buyruğu çıkacaktı ki,  bir deli oğlan vasıl oldu, geldi. Ak tolgaları başlarında beylerbeyleri ile güreşip, tüm bilekleri büktü de el öpmedi. “Ne önümde eğilsin beyler ağalar, ne aman versin gavur delikanlılar” diyerek narayı bastı, ak küheylanının sırtında garba uzaklaştı.

Türk ilinin sınırında deli devşirme, dosta hamd, düşmana illallah çektiren, kılıcı kın görmeyen Şıra boyunun Beyoğlu Gaspar Han, babasının omzuna yüklediği bitli çıkında on iki görevi ile, cümle Etrak kavminin bekâ ve selası içün at binip,  silah kuşanmış, ardında eli kınalı, gözü yaşlı bir ana ile ilk aşkı Gonca’yı bırakmış,  dörtnala sürüyordu doru atını…

Etrak elinde bil umum alimin ve elinden çekmiş pek çoğ zalimin nakliyle kaim,  Rum ilinin hududunu bekleyen Etrak boylarında gaza adeti er yaşa ulaşmış delikanlıların batîni görevi imiş.

O vakit, Uzak asyadan Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bu memleketi yurt bellemiş Şıra boyu için de her delikanlının faziletini ispat edip isim alması, düşmana kalkışıp kılıç kuşanması farz idi.

Şıra boyunun onca yıl oğul beklemiş, aslan yürekli,  bükülmez bilekli, yıldırım gibi yüce beyi Zağos, hatunundan peydahlayamadığı bu oğulun dünyaya gelmesi için Mikenoğullarının kraliçesi Almeme’nin koynuna bir karanlık gecede kocası gibi girmiş, gebe anasından çaldığı oğlunu da yanında uzun zaman hizmetlisi gibi tutmuş idi. Hem hatunundan korkusundan, hem veliaht yokluğundan, oğlunun deli çağını beklemiş, mahdumunun yetişmesinde dahi bizatihi ilgilenmişti.

Oğlan, toyluğa adım attığında boy beyleriyle at koşturmuş, ok atmış, av eti yemiş, kımız içip, güreşte bileği bükülmez, kılıçla yere devrilmez, at üstünde yakalanmaz bir yiğide dönüşene değin gözünün önünden ayırmamıştı.

Kışlar boyu otağ kurup, yaz ayları yaylağa çıkan boyun beyleri, sonunda oğlanın kaderini istişareye gelip de, Zağos Bey, veliaht gördüğü oğlanın ad gününde, beylere durumu anlatmış, hükmünü söylemişti. Vaziyeti öğrenen beyler, önderlikte hak iddia edecek bu delikanlının varlığıyla bir tarafta yeis ve endişe etmiş, oğlanın yiğitliğinin ispatını istemişlerdi. Zağos Bey bu talebi kabul edip, Gaspar’ı çağırtmış, “Ad gününden tezi yok, beyliğimiz hududunda Alîm pusu dağı yöresinde, çevre illere ve boyun hududunda millete zeval veren mahlukatın itlafı ve yiğitliğinin ispatı içün kılıç kuşanıp beylere ağalara kendini göstereceksin. Her görevin itmamında yurda dönüp, el öpecek, ispat getireceksin!” buyurmuştu. Gaspar’a ilk görevini boyun beyleri önünde tebliğ idüp, Naime aslanının katlini istediğinde, boy beyleri dahi titreyip, Gaspar’a hayır dua ettiler.

Böylece adı söylencelerle efsane olmuş, o güne değin gidenin dönmediği, dönenin yiğitliğini bıraktığı garbın Naime ilindeki yüce aslanı avlak etme gayesiyle yola koyuldu Zağos oğlu Gaspar.

Pek yakında:

32 kısım tekmili birden…





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir